YAZILAR

FAHREDDİN (TÜRKKAN) PAŞA       

Yazar: Rehber37 Tarih:

Medine Müdafii olarak tanınan Fahreddin Paşa aslen Taşköprülü olup, babasının görevi nedeniyle bulunduğu- Rusçuk´ta 1868 yılında doğdu. Asıl adı Ömer´dir. 93 Harbi´nden sonra ailesiyle birlikte İstanbul´a yerleşti. Mekteb-i Harbiye´yi birincilikle bitiren Fahreddin Paşa, Erkan-ı Harbiye Mektebi´ni bitirdikten sonra 1891 yılında Kurmay Yüzbaşı rütbesiyle göreve başladı. Balkan Savaşı´nda Çatalca Savunması´nda ve Edirne´nin geri alınışında görev aldı.

I. Dünya Savaşı başladığında 4. Ordu´ya bağlı 12. Kolordu komutanı olarak Musul´da bulunuyordu. 1915 yılında 4. Ordu komutan vekilliğine getirildi. Bu bölgede iken hem tehcire tabi tutulan Ermenilerin yerleştirmesiyle uğraştı hem de Urfa, Zeytun, Musadağı ve Haçin´deki Ermeni isyanlarını bastırdı.

"Öyle sessiz hikayeler vardır ki, bir gün mutlaka açığa çıkar ve gelir bulur sizi."

MEDİNE MÜDAFASI

Fahreddin Paşa, 1916 yılında 4. Ordu komutanı Cemal Paşa tarafından Medine´deki Hicaz Kuvve-i Seferiyesi komutanlığına atandı. Onun takdir toplayan ve gözleri yaşartan meşhur Medine Müdafası işte bu atamayla başladı.

Sultan II. Abdülhamid döneminde İstanbul´da tutulan Şerif Hüseyin, II. Meşrutiyet´in ilanıyla İttihat ve Terakki Yönetimi tarafından Mekke Şerifi olarak Hicaz´a gönderilmişti. Haziran 1916´da, İttihat ve Terakki Yönetimi´nin Türkçülük politikalarını öne süren Şerif Hüseyin isyan etti.

İsyanda, İngiltere´nin irtibat subayı olarak uzun yıllar Arap Yarımadası´nda casusluk faaliyetleri yürüten Thomas Edward Lawrence´ın gayretleri büyük yer tutmaktadır. Petrol potansiyeli sebebiyle Arap Yarımadası´nın büyük önem taşıması ve olası bir isyanın Osmanlı Ordusu´nun gücünün bölünmesi anlamına gelmesi, isyan tertibi için İngiltere´nin en önemli sebepleriydi.

Kuşatmadan kısa süre önce, isyancıların Medine´ye de saldıracağını öngören Fahrettin Paşa, şehirdeki bütün kutsal emanetleri gizlice İstanbul´a gönderdi. 

Bundan kısa bir süre sonra, İngilizler´in her konuda destek verip takviye ettiği ve çoğu düzensiz Bedevi milislerden oluşan Haşimi Ordusu, sırasıyla Cidde, Mekke, Taif, Yanbu ve Akabe şehirlerini ele geçirerek Medine´nin merkezle olan bağlantısını kesti ve şehri kuşatma altına aldı. Ardından Medine´ye saldıran isyancı birlikleri Osmanlı Ordusu´nca geri püskürtüldü.

Bu yenilgiden sonra isyancılar, bir daha cephe savaşına girişmediler. Ayrıca Medine´de askeri bir kuşatma da kuramadılar. Ancak Medine´nin merkezle olan bağlantısının tamamen kopması ve isyancıların sabotaj faaliyetleri ve vurkaç tipi gerilla saldırıları sebebiyle Medine´deki Osmanlı garnizonu yerinden kıpırdayamadı, fiili bir kuşatma ile yüzyüze kaldı.

İsyan boyunca özellikle şehirli Arap halkı isyana pek rağbet etmedi. Bu yüzden isyancı güçler kuşatma süresince Osmanlı garnizonuna yeniden topluca saldırmaya cesaret edecek askeri güce ulaşamadı. İngilizler de sembolik sebeplerden ötürü Hicaz bölgesine asker sokmak istemiyordu. Diğer taraftan, I. Dünya Savaşı Osmanlı aleyhine gelişmekte devam ediyordu. Geçen her zaman kayıpları artırıyordu. Artık Osmanlı´nın Hicaz´a askeri bir harekat düzenlemesi de mümkün değildi. Bu şartlar altında kuşatma her iki taraf için de tam bir çıkmaza dönmüş oluyordu.

Ancak şehri savunan Osmanlı garnizonu için tablo daha da karamsardı. Zira Filistin Cephesi´nden kötü haberler gelmeye başlamıştı. 7 Kasım 1917´de Gazze, 26 Aralık 1917´de Kudüs düştü. Ardından 21 Eylül 1918´deki Nablus Muharebesi´nde Sina ve Filistin Cephesi´ni oluşturan 4., 7. ve 8. Ordular dağıldı. Böylece Filistin Cephesi tamamen çöktü. Artık Medine garnizonunun Osmanlı Ordularıyla tekrar temas kurma umudu tamamen bitmişti.

Eylül 1918´de Mısır´daki İngiliz Kraliyet Komiseri Edmund Allenby, Fahrettin Paşa´yı teslime ikna etmek için yazdığı bir mektupta şunları söyler:

“Medine´yi uzun süre müdafaa etmekle siz, bir asker ve Türk vatanperveri olarak hükümdarınız, memleketiniz ve şahsi şerefiniz için elinizden geleni yapmış bulunuyorsunuz. Yukarıdaki hususları ve ümitsiz askeri durumunuzu göz önünde bulundurarak, birçok canların kurban edilmesine sebep olacak faydasız mukavemetin uzatılmasının doğru olup olmayacağını ciddi bir surette düşünmenizi rica ederim."

Fahrettin Paşa, İngilizlerin çeşitli zamanlarda teklif ettiği teslim olma taleplerini reddetti. Ancak şartların zorluğu ve durumun umutsuz bir hal alması garnizondan toplu firarları artırmıştı. Ayrıca bu zor şartlar subaylar arasında da gittikçe büyüyen bir hoşnutsuzluğa yol açıyordu. Yiyecek stoklarının da tükenmesi şartları iyice zorlaştırmıştı. Fahreddin Paşa meşhur çekirge emirnamesini bu zor şartlarda verdi. Çekirgenin yenebileceğini söyleyip, çekirgenin faydalarını anlattığı ve birkaç çekirge yemeği tarifi de verdiği emirnamede şunları söyler:

"Çekirgenin serçe kuşundan ne farkı var? Yalnız tüyü yok. O da serçe gibi kanatlı ve uçuyor. Bitkilerle besleniyor, temiz ve taze şeyler yiyor. Hem de tiryaki ve keyif sahibi, tütün ve limondan zevk alıyor. Ayrıca Hicaz, Asir, Yemen ve Afrika bedevilerinin başlıca gıdası çekirgedir. Bedeviler sağlamlıklarını ve zindeliklerini yedikleri çekirgeye borçludurlar. Çekirgeyi develerde büyük zevkle yiyorlar. Dizlerinin bağı çözülenlere, basurlulara ve romatizmalılara şifadır."

"Dün karargah sofrasında çekirge tavası vardı. Arkadaşlarımla beraber yedim ve bunu dil konservesinden daha lezzetli buldum. Hele zeytinyağı ile ve limon suyu ile salatası pek nefis oluyor.

Elhasıl, dün çekirgeyi bahçelerden def ve tenkil tedarikini düşünürken, bu gün çekirge geliyor mu diye yollarını gözlüyorum. Hangi mıntıkaya çekirge düşerse tarifim veçhile istifade edilmesini ve bana da hediye olarak çekirge gönderilmesini arkadaşlarımdan rica ederim."

Yiyecek stokları tükenen Osmanlı askerleri, Fahreddin Paşa´nın emirnamesi ile artık her gün çekirge yiyordu. Yokluk, bıkkınlık, çaresizlik Osmanlı askerlerini kavuruyordu.

SON DİRENİŞ

İlerleyen aylarda diğer cephelerde art arda mağlubiyetler alan Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı´nı kaybetti; Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı ve antlaşma hükümlerine göre Osmanlı Orduları terhis edilmeye başlandı. Antlaşma haberi Medine´ye de gönderildi. Fahrettin Paşa´ya ordusuyla birlikte en yakın İngiliz birliğine teslim olması emredildi. Ancak Fahrettin Paşa emri yerine getirmedi ve direnmeye devam etme kararı aldı. Yinelenen emirlere rağmen garnizon antlaşmadan sonraki 3 ay boyunca direndi.

Babıali Medine´yi teslime ikna edemediğinden İngiltere, kabine değişikliği istedi ve hükümeti düşürerek Ahmet Tevfik Paşa kabinesini kurdurdu. Ancak yeni kabinenin de Medine´nin teslimi konusundaki baskıları sonuçsuz kalınca İngiltere Osmanlı Devleti´ne nota verdi ve savaşa yeniden başlayacağını bildirdi.

Bunun üzerine Padişah VI. Mehmet´in bizzat ricası ve kendi subaylarının çabasıyla ikna edilmeye çalışıldı. Fakat buna rağmen Mondoros Mütarekesi´ne ve İstanbul Hükümeti´nin kesin emrine karşı gelerek şehri teslim etmeyen Fahrettin Paşa, hayatta kalan askerlerinin çoğunun hastalanmasına, yiyecek, ilaç ve giyecek stoklarının tükenmesine rağmen tarihe geçecek direnişini sürdürdü. 

Fakat direncin de bir sonu vardı ve askerlerin takati kalmamıştı. Çaresizlik içindeki Fahrettin Paşa da artık teslim olma kararı vermişti. Hicaz Kuvve-i Seferiyyesi Kumandanı Fahreddin Paşa´nın şartlar gereği 24 saat içinde Haşimi kuvvetleri karargâhının özel misafiri olması istendi. Son anda "misafir" edilmeyi de kabullenemeyen Fahreddin Paşa, Ravza-i Mutahhara yakınındaki bir medreseye giderek şehri terk etmeme direnişine geçti. Fakat kendisi ile görüşmeye gelen kumandan vekili Necip Bey ve diğer askerler tarafından "tutuklanarak" 10 Ocak 1919 yılında Haşimi karargâhında hazırlanan çadıra götürüldü. İngilizlerin kontrolündeki Şerif Abdullah´ın birlikleri Medine´yi Mondros Mütarekesi´nden ancak 72 gün sonra teslim almış oldular. Böylece Medine´deki Osmanlı garnizonu, silah bırakan son ittifak devletleri muharip birliği oldu ve I. Dünya Savaşı fiilen sona erdi.

Kuşatma sonrasında Fahrettin Paşa İngilizlerce tutuklanarak Malta´ya sürüldü. Medine´deki direnişinden ötürü yerel halk nezdinde de büyük itibar gördü. Bu yüzden Lawrence onun için "Çöl Kaplanı" tabirini kullanmıştı. Yıllar sonra Malta´dan kaçan Fahrettin Paşa Anadolu´ya gelerek Milli Mücadele´ye katılmıştır.

Esir alınan Osmanlı askerleri Mısır´daki esir kamplarına gönderildi. Yalnızca Hilal-i Ahmer görevlilerinin, yolculuğa çıkamayacak durumdaki yaralı Osmanlı askerlerinin tedavisi için bir süre daha Medine´de kalmasına izin verildi. 

Direniş boyunca Medine´de bulunan Hilal-i Ahmer gönüllüsü Feridun Kandemir, Osmanlı askerlerinin Medine´den ayrılışını hatıralarında şöyle anlatır:

“Kimi kolsuz, kimi bacaksız kalmış askerlerin, birbirlerine sokulup yardım ederek halsiz, mecalsiz bir durumda, son defa Haremüşşerif´i ziyaretle Ravza´ya yüzlerini sürerek dualar ede ede yaptıkları veda, görülecek şeydi. İngiliz altınları ile beslenerek Türk´e diş biler hale getirilmiş bazı sözde Araplar bile bu manzara karşısında göz yaşlarını tutamamışlardı. Bizimle beraber Medine´de kalıp aylarca süren muhasaranın her türlü sıkıntısını çekerek açlığına bile katlanan yerli Araplarsa tam bir matem havası içinde hüngür hüngür ağlıyorlardı”

Osmanlı savaşı kaybetti. Bir çınar gibi devrilişinin çıkardığı ses tüm cihanda yankılandı. Koca bir imparatorluğun çöküşünün ardından, bu topraklara bir daha huzur gelmedi. 

Kastamonu’lu Fahreddin Paşa, canı pahasına bu toprakları düşmana karşı savunan onurlu Osmanlı subaylarından sadece biriydi. Eğer bu savaş kaybedilecekse, kaybedişimizin düşmana bir bedeli olmalıydı. Öyle de oldu. 

* Milli Mücadele´den sonra TBMM tarafından Kabil Büyükelçiliği´ne atanan Fahreddin Paşa Türk-Afgan dostluğunun gelişmesinde önemli rol oynamıştır. 1936 yılında Ferik korgeneral rütbesi ile ordudan emekli oldu. 22 Kasım 1948 tarihinde bir tren yolculuğu sırasında Eskişehir yakınlarında kalp krizi geçirerek vefat etti. Vasiyeti üzerine Aşiyan Mezarlığına defnedilmiştir.

Ruhu şad olsun.

 

 

 

 

5